Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları 
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası 
English Español
Güncelleme Tarihi:
12 Nisan 2012
 

 

HEM YAŞAM ALANLARIMIZA
HEM BİLİM İNSANLARIMIZA SAHİP ÇIKIYORUZ!   (*)

Orman ve Su işleri Bakanı Eroğlu Cumhuriyet gazetesi aracılığı ile halkın ve doğanın dostu olan bir öğretim üyesini savcılığa, YÖK’e ve Üniversiteye şikâyet edeceğini açıkladı. Bakan bu beyanı ile sadece Bilim insanlarını, bilirkişileri tehdit etmekle kalmıyor akademiye duruş ve görev tanımlıyor. Mahkemelere, Üniversitelere ve YÖK e gereğini yaptırabilecek güç ve yetkide bulunduğunu ve gereğini yaptıracağını ilan ediyor. Bu söylem ve girişimle korku yaratmaya; halkın ve doğanın yanında yer alan, bilgisini halkla paylaşan az sayıda, onurunu sermayeye satmamış öğretim üyelerine boyun eğdirmeye, sermayeye karşı açılan davalarda verdikleri raporlarla yürütmenin durdurulmasına ve iptaline neden olan bilirkişileri yıldırmaya çalışıyor. HES karşıtlarını; "Seyyar gruplar" olarak nitelendiren, "enerji şirketlerinin yönlendirildiği", "dış güçlerce desteklendiği"ni iddia ettiği girişimler olarak lanse etmeye çalışan Eroğlu, Anadolunun her yerinde yaşam alanlarını ve yaşamlarını korumak için verilen halk mücadelesine de hakaret ediyor, halkı ve mücadeleyi karalıyor.

Eroğlu gazete aracılığı ile beyanında sermaye aleyhine sonuçlanan mahkeme kararlarını beğenmediklerini bu nedenle kendi kontrollerinde mahkemeler kuracaklarını da açıklamaktadır "ihtisas mahkemeleri kurulmalıdır" sözleri ile Eroğlu AKP hükümetinin ve bakanlığının; HES Hidroelektrik Santraller ve benzeri süreçlerin iptali için açılan davalar, doğayı ve halkı savunanlara karşı açılacak davalar için hukuka, mahkemelere nasıl müdahele edeceğini/etmek istediklerini açıkça ifade etmiştir.

Bakan Eroğlu, Cumhuriyet gazetesi aracılığı ile yaptığı açiklamada aslında TİSK(Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) başkan vekili ve aynı zamanda İNTES(İnşaat İşverenleri Send.) başkanı olan M.Şükrü Koçoğlu’nun daha önce yaptığı çağrıyı aynen yinelemektedir. Aynı sözü söyleyenlere bakıldığında AKP hükümetinin ve bakanlığının kimin adına beyan verdiği ve kimin adına tehditlerde bulunduğu, halka kimin adına iftira attığı açıkça ortadır. Halk bu devlet-şirket ortaklığındaki tavrı; şirketlerin girmeye çalıştığı ama giremediği vadilerde, şirketi o vadiye sokmak için devletin güvenlik güçleri ile polisi, jandarması ile Gerze de, Dersim Peri Suyunda, Solaklı Karaçam-Köknar’da, Erzurum Tortumda, Hopada halka saldırılarından çok iyi tanımaktadır.

Hükümet, kanun hükmünde kararnameler ile Çevre ve Orman bakanlığını ikiye bölüp yanlarına su ve şehircilik ekleri ile yönelimlerinin hangi yöne doğru olduğunu açıkça göstermiştir. Bugün tam da sermayenin ihtiyaçlarını, doğanın talanı üzerinden gerçekleştirilen ve HES ler ile suyun, 2B ile ormanın, tarım alanlarının ve meraların, deprem felaketlerinin ardına saklanıp şehirlerin vb. birçok saldırılar ile doğa ve yaşam alanlarımız sermaye birikimine sokularak yok edilmesi sürecindeyiz. Bu süreçte önceki AKP hükümetinde Çevre ve Orman bakanı olan Eroğlu, bugün Orman ve Su işleri bakanı olarak "çevre düşmanı" sıfatı yüklenmiş faaliyetlerini "su akar Türk yapar" şiarıyla sermayenin çıkarları doğrultusunda sürdürmekle yetinmemekte doğrudan sermaye adına tehditlerde bulunmaktadır.

Bakanın basına verdiği bilgiler içinde yaşamı ve doğayı savunma mücadelesi veren bizleri kastederek taş ocaklarının çevre açısından daha tehlikeli olduğunu, ama bizlerin bu konuda bir şey yapmadığımızı söylemektedir. Platformumuz içerisinde yer alan tüm bileşenler, Türkiye’nin her nokrasında bakanı olduğunuz kurumun izniyle binlerce taş ocağı v.b madenlere karşı mücadele yürütmektedir. Taş ocaklarının tehlikeli ve zararlı olduğunu kabul eden Bakan, derhal görevini yapıp taş ocağı v.b maden lisanslarını derhal iptal etmelidir! Fakat yalan ve iftirayı günlük politika haline getirmiş olan AKP hükümeti ve bakanı işini yapmayarak görevini kötüye kullanmakta ve kendisi suç işlemektedir! Kendisi suç işleyen birinin doğayı korumaya çalışan bir akademisyeni ve yaşam alanlarını savunanları suçlamaya hakkı olamayacağı gibi, onurlu direnişimiz karşısında gücü de olmayacaktır.

Doğayı ve yaşam alanlarımızı korumaya çalışan kesimlere yöneltilen, "enerji şirketlerinin desteği ile ortalıkta dolaşıyorlar" yaklaşımı basit bir yalan olduğu kadar adi bir iftiradır. HES karşıtlarının veya kentsel dönüşüme karşı mücadele yürütenlerin en önemli ortak yanı şirketlerin doğayı talan eden yaklaşımlarına tamamına karşı duruyor olmalarıdır. Suyu, doğayı içine alan tüm enerji yatırımları bunun içinde yer almaktadır.

Anadolu’nun her köşesinde halkın verdiği mücadele; derelerini, meralarını, ormanlarını, suyunu sermayeye, şirketlere vermeme mücadelesidir. Eroglu; sermayeye karşı doğasını, yaşamını, yaşam alanlarını savunanlar ve bilim insanları hakkında attığı, arkalarında vakıflar var şirketlerce desteklenmektedirler gibi iftiralarının hesabını halka mutlaka verecektir.

Veysel Eroğlu'nun yapmış olduğu bu açıklama, suyuna yaşamına sahip çıkanlara yönelik saldırının devamıdır. Kapitalizmin – Emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bu anlayışa karşı bizler sessiz kalmayacağız.

Bakanın dediği şirket ya da şirket emrindeki kuruluşlardan bizim aramızda destek ya da emir alan yok ama kendisine bağlı kuruluşların web sitelerine bakıldığında sermaye destekli hangi dernek, vakıf ya da organizasyonlarla işbirliği ve ortak projeler yapıldığı açıkça görülmektedir.

Orman ve Su İşleri Bakanı: Siz ve sizin gibiler, Başaramayacaksınız! Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan HES, Termik, Nükleer, Tehlikeli Atık Yakma, Rüzgâr, Güneş vb. enerji adı altında yaşamı yok eden projeler, Madenler ile yaşamlarının, doğanın, tarım alanlarının, sularının yok edilmesine karşı duranlar, yarattığınız kentsel dönüşüm mağduru milyonlar, size ve şirketlere asla izin vermeyecek.

Ayrıca, yaptığınız talihsiz açıklamalara referans olan Erzurum ilinin sadece 2 gün önce baraj göletinde dünyanın gözü önünde öldürülen 5 işçinin iş cinayetine kurban edildiği il olduğunun mutlaka farkındasınızdır. Tamir edilmesi gereken elektrik direklerinin neden ve nasıl baraj gölünün tam ortasında bulunduğunu halka siz mi açıklarsınız, yoksa bunu bizler mi yapalım? Doğal varlıkları piyasa döngüsüne dâhil etme yarışında sokakları, caddeleri, evleri, binaları, elektrik direklerini kısaca tüm yerleşim yerlerini nasıl sular altında bıraktığınızı, doğa katliamı ile işçi cinayetlerinin elele devam ettiğini bütün dünya dehşet içinde izledi. Bu yüzden sayın bakan, bizler, 2 gün önce yitirdiğimiz 5 işçi ve bir buçuk ay önce Adana Kozan’daki baraj inşaatında yitirdiğimiz 10 işçide dâhil olmak üzere bugüne kadar HES inşaatlarında, iletim hatlarınızdaki arızaların tamirinde, baraj kapaklarınızın patlaması sonucunda yaşamlarını kaybedenler ve bütün emekçiler için verdiğimiz mücadeleyi doğa için verdiğimiz mücadeleden ayrı tutmuyoruz.

Susmayacak, haklarımıza, suyumuza, doğamıza sonuna kadar sahip çıkacağız, Direniyoruz ve direnmeye de devam edeceğiz. Bu meşru mücadeleyi mutlaka kazanacağız...

Doğanın ve halkın yanında yer alan ve her koşulda yer almaya devam eden yaşam savunucularını ve yaşam alanlarımızı, bilimi halkın ve doğanın yararına kullanan akademisyenleri, aydını, doğayı ve kentlerimizi sizin o kirli ellerinize teslim etmeyeceğiz.

Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu
11 Nisan 2012

(*) 11 Nisan 2012 tarihinde SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU'nun, İstanbul'daki Orman Bölge Müdürlüğü önünde yaptığı basın açıklaması.