SUPOLİTİK BÜLTEN - Ocak 2009
- Nepal’deki Saptakoshi nehrinin yükselmesi sonucunda
nehrin üzerinde kurulu baraj yıkıldı ve taşkın sonrasında 30.000 den fazla
insan evsiz kaldı. Şu anda yüz milyonlarca rupi değerinde ekili alan
sular altında. Nehrin üzerindeki diğer iki baraj da büyük zarar gördü ve şu
anda bu barajlarda da yıkılma tehlikesi var. Barajın yıkılması ayrıca
ülkenin doğusu ve batısını birbirine bağlayan en önemli iki tren yolunun
önemli bölümünü ortadan kaldırdı ve ülke içi ulaşımın felce uğramasına yol
açtı. Barajın yıkılmasının yol açtığı selden canını kurtarmayı başaran
binlerce kişi okullara ve çadırlara yerleştiriliyor (19 Ağustos 2008,
The Himalayan Times)
- Barajlar çözüm mü yoksa sorunun kendisi mi?
Barajların etkileri üzerine yapılan bir çalışmada barajların ve süreklilik
arz eden kanal projelerinin toplam 18 çok yıkıcı sonuca yol açtığı ortaya
kondu. Son 30 yıl baz alınarak yapılan araştırma kapsamında Hindistan’da
kurulu binlerce büyük baraj ve kanal projesi uzmanlar ve bilim insanları
tarafından incelemeye tabi tutuldu. Araştırmaya göre:
1. Aşırı
sulama, toprakta tuzlanma ve alkalin düzeylerinde artış nedenlerinden
kaynaklanan ortalama toprak kaybı: Birincil kalitedeki topraklarda %25.
2. Yıllık döngüde %60 düzeyine varan su kaybı (etkinliği yalnızca %35
olan sulama projelerinde %65 ve su nakillerinde %55 kayıp).
3. Su havzaları, barajlar ve kanalların bulunduğu alanlarda yapılaşmadan
kaynaklanan toprak kaybı: Hindistan’ın tamamında şu ana kadarki toprak kaybı 10
milyon hektardan fazla.
4. Çok büyük ölçekli balık ölümleri ve yok olma tehlikesi ile karşı
karşıya bulunan endemik türler de dahil olmak üzere nehirlerdeki biyolojik
çeşitliliğin kaybolması. Delhi’deki 700 balıkçı köyünün tamamen haritadan
silinmesi.
5. Barajların taşmasından kaynaklanan doğal orman kayıpları. Yalnızca
Narmada nehrindeki Indira Sagar bölgesinde 30.000 hektar büyüklüğündeki en
değerli ormanlar yok edildi. Bu kayıplar, baraj maliyet hesaplarına hiçbir
şekilde dahil edilmedi.
6. Yüzey suyunun doğal akışının kesilmesi: nehir ve derelerin yolları
değiştirildiği için yüzey suları kurudu.
7. Nehir suları barajlar nedeniyle azaldığı ve baraj çevresindeki
yapılardan arıtmasız deşarj yapıldığı için nehir suyu kirliliği hat safhaya
ulaştı. Halk bu konuda önceden bilgilendirilmediği için nehir suyunu kullananlar
arasında salgın hastalıklarda pek çok insan öldü.
8. Toplumsal gerilim ve çatışmalarda artış: Pencap eyaletinde halkın
şiddetle karşı çıktığı Yamuna kanalı bu çatışmalar için verilebilecek en çarpıcı
örnek. Susuzluk sorunu, hidrolojik ve ekolojik açıdan uygun olmayan baraj ve
kanal projeleriyle daha da şiddetlendiği için bu tip çatışmalar daha da
artmaktadır.
9. Baraj projelerine onay almak için devreye sokulan muazzam
büyüklükteki fonlar yerelde yolsuzlukların alıp başını gitmesine neden oldu.
10. Baraj projelerinden zarar gören halklar evlerini, topraklarını,
yaşamlarını kaybettiler, tamamen açlığa mahkûm edildiler. Bu insanların bir
bölümü dilencilik yapmak zorunda kalırken; kadınların çoğu da yaşayabilmek için
hayat kadını olarak çalışmaya başladı. Bu bağlamda baraj projeleri ülkedeki
temel uygarlık üzeride bile etkili olmaktadır.
11. Su havzalarında yanıltıcı sismik hareketlerde artış ve magma
düzeylerine kadar inen basınç altındaki su sızıntılarında rekor düzeylere
ulaşılması sonucunda ciddi deprem ve sel baskını riskleri artmaktadır.
12. Yüzey sularının hızla tüketilmesine bağlı olarak baraj inşa edilen
pek çok yerde olabilecek en küçük su deşarjında büyük kaya kırılmaları ve toprak
çökmeleri meydana gelmekte (bu hasarın oluşmasının ardındaki asıl neden ise
nehir ve derelerdeki su seviyelerinin çok azalmış olması). Bu yüzden pek çok
insan evini ve topraklarını terk etmek zorunda kalmaktadır.
13. Nehirlerde akan su miktarlarının barajlar yüzünden azalmasına bağlı
olarak Muson rüzgârlarının olumsuz etkilerinde büyük bir artış vardır. Bütün
bilimsel araştırmalar Hindistan’da nehir ve dere sularının denize akması halinde
buharlaşmanın gelişeceğini ve bölgenin sağlıklı bir şekilde Muson yağmurları
alabileceğini göstermektedir.
14. Sel felaketlerinin gerek sayısal gerekse vahşet açısından çok daha
katlanılamaz boyutlara ulaşması. Nehir suyunun baraj yapımı sonrasında nehir
yatağı düzeyine yükselmesi dolayısıyla baraj bölgelerinde alüvyonlardan
kaynaklanan tıkanmalar taşkın riskini arttırmakta, sel yüzünden nehir
havzalarındaki verimli topraklar kendiliğinden yenilenme özelliklerini
kaybetmekte.
15. Kum birikintisinin bulunmaması dolayısıyla kıyılarda erozyon riski
artmakta ve topraklar denize akmakta. Barajlar yapılmadan önce nehir
yataklarında kum birikintileri bulunuyordu ve bu sayede hem delta alanlarında
yeni adacıkların oluşumu mümkün oluyor hem de kıyı erozyonu önlenebiliyordu.
16. Hidroelektrik santrallerinin etkinliği genellikle çok düşük, sadece
%35 ya da %40. Bunun nedeni ise barajların sayısı arttıkça santraldeki su
miktarlarının giderek azalması.
17. Su biriktirilen alanlar metan gazı oluşumuna yol açarak
küresel ısınmaya katkıda bulunmakta.
18. Dağlardaki heyelan sayısında artış: Suyun baraj ve su
biriktirme bölgelerinden sızması kaya-toprak yapısının orijinal bileşimini
bozduğu için toprak kaymaları artmaktadır. (Sureshwar
Sinha, Chairman PAANI MORCHA, 19 Ağustos, 2008)
- Suçlu bulundu: Gıda tüketen İngiliz halkı, portakal
seven İspanya halkı, pamuk yetiştiren Pakistanlı çiftçi, domates yetiştiren
Faslı çiftçi: "İngiltere’de kişi
başına tüketilen gıda, tekstil vb. diğer metaların üretimi için küresel su
kaynaklarından çekilen temiz su miktarı ortalama bir İngiliz vatandaşının
günlük su tüketiminin 30 katına eşit. Ortalama İngiliz vatandaşının günlük
temiz su tüketimi yaklaşık 150 litreye eşit. Buna karşın bireylerin bir
günde tükettikleri metaların üretimi için kullanılan temiz su tam 58 banyo
küveti dolusu suya eşit. İngiltere dünyanın 6. en büyük su ithalatçısı.
Ülkedeki toplam temiz suyun yalnızca %38’i kendi nehirleri ve su
kaynaklarından geliyor. Kalan suyun tamamı, dünyadaki diğer ülkelerin su
kaynaklarından temin ediliyor. Ancak İngiltere dışarıdan sağladığı suyu su
olarak değil, ithal ettiği diğer metalar üzerinden ülkeye sokuyor. İşin daha
ilginç yanı ise, İngiltere’nin ithal ettiği bu metaların üretildiği yerler
ya daha şimdiden kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya olan, ya da yakın
gelecekte çölleşecek olan ülkeler. Örnek vermek gerekirse Fas’ta
yetiştirilen bir adet domatesin yetiştirilebilmesi için 13 litre; içindeki
diğer maddeler de dahil olmak üzere bir fincan kahvenin içilebilir duruma
gelmesi için 140 litre su kullanılıyor. Pakistan ya da Özbekistan’da
muhtemelen Aral denizini besleyen nehirler veya Indus nehri üzerinden sulama
yoluyla yetiştirilen pamuğun kullanıldığı tek bir t-shirt’ün üretilmesi için
tam 2700 litre su kullanılıyor. Pamuk üretimi yapılan Pakistan’da susuzluk
rekor düzeylere ulaşmış durumda. Tarımsal sulama amaçlı kullanılan Indus
nehri ise tamamen kurumaya yüz tutmuş durumda. Ya İspanya’nın ithal ettiği
portakal ve üzümlere ne demeli? Bu meyvelerin yetiştirildiği ülkede susuzluk
öylesine kronik boyutlara ulaşmış ki bu ülke bu yıl Fransa’dan su ithal
etmek zorunda kalmış."(Rajesh
Sachdev, Wild Mumbai Nature Conservation, 20 Ağustos) Türkiye
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak yukarıdaki alıntıyı
Stockholm’de düzenlenen Dünya Su Haftası’nda sunum yapan İngiltere’de "Suyun
Ayak İzleri" adlı networkten aktardık. Dünya Su Forumu (WWF) da bu
verileri kullanmakta ve çözüm olarak özel sektörün su yönetimine katılmasını
önermekte. Dünya Su Forumu aynı yazının satır aralarında Marks and Spencer
gibi mağaza zincirlerine de değinmekte ve onlara da
"dünyada iş yaptığınız tedarikçilerinizi
uyarın, kendi ülkelerinde su yönetimlerine müdahil olsunlar, etkin su
yönetiminin sağlanması için çaba göstersinler" benzeri
uyarılarda bulunmakta. Hintli şeker pancarı yetiştiricilerine daha az suyla
nasıl daha fazla ürün alınır eğitimleri düzenlediği vurgulanan Dünya Su
Forumu’nun, örneğin, çiftçilerin neden daha fazla ürün yetiştirmek zorunda
oldukları sorusunu görmezden geldiği açık. Dikkatimizi çeken bir diğer husus
ise, üretiminde yüksek miktarlarda su kullanılan meta örnekleri arasında
örneğin Irak’a, Afganistan’a atılan her bir bombanın, füzenin, tanksavar,
uçaksavar vb. savaş makinalarının üretiminde kullanılan su miktarlarının
verilmemiş olması… Başka bir deyişle, "duş yapmayın, diş fırçalamayın,
çocuklarınızın giysilerini yıkamayın önerilerinden sonra şimdi de neredeyse
portakal, üzüm yemeyin, pamuklu gömlek giymeyin"e kadar uzanan çözüm
önerilerinde geçimlik mallara yer verildiği halde kozmetik vb. lüks mallar,
savaş malzemeleri ile üretim mallarının üretiminde kullanılan su
miktarlarına hiç değinilmemekte.
- Bu yıl İsveç’in başkenti Stockholm’de düzenlenen
Dünya Su Haftasını kimler finanse ediyor? Geçtiğimiz yıl, katılımcılara
Nestle tarafından üretilmiş şişe sularının ikram edilmesi sonucunda açığa
çıkan sponsorluk ilişkisi bu yıl da devam etti. Şişe suları yerine musluk
suyuna itibar edilen bu yılki toplantıların da ana sponsoru yine Nestle.
İsveç ATTAC örgütünün haftanın organizatörleriyle yaptığı bir röportajda, "sicili
bu kadar utanç verici ve suyun metalaşmasında bu kadar büyük çıkarı olan bir
şirkete nasıl olur da su haftasının sponsorluğu verilir?" sorusu üzerine
organizatörler "büyük firmaları dışlamaktansa onlarla iletişim kurmak
daha doğrudur" yanıtını verdi. Nestle ise, faaliyetlerini
iyileştirdiğini, sera gazı salımını çok alt düzeylere çektiğini, Nestle’nin
su tüketiminin şişe suyu formunda bütün dünya tarafından kullanıldığını
belirterek kendini savundu (
http://svt.se/play?a=1220961,
20 Ağustos).
- Enerji, Su ve Siyaset Üçgeninde ABD Seçimleri:
Dünyanın rüzgâr başkenti olarak bilinen Teksas’ın petrol milyarderlerinden
Pickens, çevrecilerin desteğini arkasına alarak yenilenebilir enerji alanına
talip. Fakat bu projenin arkasında, rüzgâr enerjisi kullanarak elektrik
üretimi yapılacağı söylenen Teksas/Panhandle
akiferindeki muazzam su kaynaklarının olduğu bildiriliyor. Rüzgâr tribünleri
çok geniş alanları işgal ediyor. Tribünleri, arazinin altındaki akiferde
mevcut suyu botu hatlarıyla Teksas’ın susuzluktan kırılan bölgelerine
satmada bir paravan olarak kullanmak isteyen Pickens, bir taşla birkaç kuş
birden vurmayı hesaplıyor. Kısa zaman öncesine kadar Teksas/Ogalalla
akiferindeki suyu kentlere satma çabası içinde olan Pickens, bunun, boru hattı döşeme
ve tek tek çiftçilerden arazileri satın alma maliyetlerinin çok yüksek
olacağını anlayınca planını değiştirip kendi su bölgesini yarattı ve
şimdilerde ABD kongre üyeleriyle temiz enerji üzerine lobi yaparak yeraltı
suyunun mülkiyetini almaya çalışıyor. Şirket, boru hatlarını döşemek için
yapılacak alt yapı çalışmalarını yüksek gerilim transferinde de
kullanabileceği için ürettiği enerjiyi de kentlere satabilecek. Şirketin
temiz enerji propagandası ABD’li çevre örgütlerinin kafasını bir hayli
karıştırmışa benziyor. Şimdiye kadar radikal çıkışlarıyla tanınmış olan
Sierra Club adlı çevre örgütü bile Pickens’in bu projesini kuvvetle
destekliyor. Bir diğer senaryo ise Pickens’in temiz enerjiden elde edeceği
desteği seçimlerde McCain’in lehine kullanması. McCain seçim propagandasını
temiz ve ucuz enerji üzerine kuran bir aday. Amerikan halkının son on yıldır
hızla artan enerji fiyatlarından çok muzdarip olması hem Pickens’in hem de
McCain’in pozisyonunu güçlendiriyor. (Carl Pope, "T. Boone ve ben", 3.Temmuz
2008)
|