Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları 
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası 
English Español
Güncelleme Tarihi:
7 Şubat 2013

SU KANUNU TASARISI ÜZERİNE YAPILAN
ÇALIŞTAY SONUÇ BİLDİRGESİ

STHP
Suyun Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu

  Su Kanunu Tasarısını Tartışıyoruz

Bütün dünyada Kapitalizmin krizinden çıkış yöntemi olarak seçtiği, doğal varlıklar üzerindeki sermaye baskısı, koruma kararlarını ortadan kaldıran yasal düzenlemelerle "meşruiyet" kazanma yolunda hızla ilerliyor.

Doğanın sermaye birikimine sokulma sürecinde tarihsel biçimlenişler, yapısal koşullar ilişkisel olarak irdelendiğinde; bu uygulamaların amacı; bütünleşik olarak doğayı, su havzalarını sermaye birikimi için paylaşmak, bir arada yönetmek ve bunu koordine etmektir. Su yasa tasarısı da bu kapsamda irdelendiğinde devlet eliyle doğal alanların sermaye birikimine çekileceği, tek elden yönetmek adına Orman ve Su İşleri Bakanlığının merkezi koordinasyona yükseltileceği görülüyor.

Suyun metalaştırılması hedefi ile, su havzalarının bütünleşik olarak kullanılması amacıyla yapılmakta olan uygulamalar ve yasa taslakları birbirinden ayrı düşünülemez. Su havzalarının sermaye tarafından nasıl kullanıldığı, su yasa tasarısı, mera Kanunu, Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve Korunan Alanlar ve 2/B olarak bilinen Orman Kanunundaki değişiklikler ile Bakanlıkların yapılarını düzenleyen Kanun hükmünde kararnameler; orman, mera -otlak-kışlakların sermayeye açılması, koruma statülerinin kaldıırılması, büyükşehir ilan edilen bölgelerde yapılacağı açıkça görülen imar planı yağmalarının yasal engelleri bir bir ortadan kaldırılıyor.

Vadilerde sermayeye karşı direnen halka yapılan devlet-şirket saldırganlığı- yaşanılanlar, yok edilmekte olan tarım ve hayvancılık, devlet ve sermaye ortaklarının rüşvet, korku ve şiddet stratejileri ile doğal alanları sermayenin bütünleşik paylaşımına açtıkları; bunu yasa değişikliklerine, üst ölçek planlara yansıtılarak meşrulaştırılmaya çalışıldıkları açıkça görülüyor.

Sermayenin önündeki engellerden biri olarak gördüğü TMMOB'un; hazırlanan torba yasa ile etkisizleştirilmesine yönelik adımları açıkça görebiliyoruz. Bu yasa ile her zaman doğanın, emeğin ve halkın çıkarlarının yanında yer almış TMMOB sermayeye payanda yapılmaya çalışılıyor. Yine torba yasada kıyılarımız tamamen sermayenin hizmetine açılarak yağmayı hedefliyorlar. Nükleer, termik vb. Enerji yatırımları için kıyılarımız sermayenin hizmetine sunulurken deniz ekosistemimizin hızla tahrip olacağı ve birçok canlı türün sonunun geleceğini görebiliyoruz.

Sularımız şişelere hapsedilerek metalaştırılırken hedeflerini büyütmekte, Damacana sularının sağlıksızlığından söz edenler yerine çeşme suyunu önerirken İSKİ, BUSKİ gibi kurumların özel şirket eline devirlerinin zemini hazırlanmaktadır. Damacana su pazarında küçük firmalar teşhir edilirken büyük tekeller kutsanarak sular tekellerin eline tamamen teslim edilmek istenmektedir.

Yeni hazırlanan Enerji piyasası kanununda suya, enerji üretimleri, petrol ve gaz çıkarılması ile etanol ekim sahaları için kontrollü olarak doğadan çalınıp sermaye adına el konulmaya çalışıldığını görebiliyoruz. Yaşamımız ve doğa, enerji nakil hatları entegrasyonu ile enerjinin uluslararası serbest piyasada ticari meta haline getirilmesi için tehdit altına alınmaktadır. Enerji şirketlerinin birikimi için yapılanlar, biz yaşam savunucuları tarafından kabul edilemez.

Bir taraftan doğal alanlar, su sermaye birikimine tüm yapısal düzenlemelerle, yasa desteğinde sokulmaya çalışılırken, geçimlik tarım ve hayvancılık da yok edilmeye çalışılıyor. Tarım alanlarında, meralarda sermayenin uygulamaları sonucunda arazi toplulaştırılmasına gidileceğini, endüstriyel tarımın görünen kapitalist hedeflerden biri olduğunu biliyoruz.

Su hayat ise yaşam için gıdaya da gerek olduğunu unutmamalıyız. Geçimlik tarım ve hayvancılık yapanların kendi topraklarında birer işçi olacağını biliyoruz.

Bu nedenle suyu, geçimlik tarım ve hayvancılığı, doğayı korumak için mücadelemizi sürdüreceğiz. Yaşam için geçimlik tarım ve hayvancılık için ücretsiz ve sağlıklı su talebini sürdüreceğiz.

Dayanışma ve Mücadele :

Dünya su aileleri, kapitalistler uygulamalardan sürekli dersler çıkararak kendi amaçladığı süreçleri güçlendiriyor. Mücadele edenler ise dünya örneklerini çok iyi izleyemiyor. Mücadele ve karşı duruşta teorik alt yapıdan yoksunluk; sorunları, uygulama karmaşıklığını beraberinde oluşturuyor. Politik yapılar doğa konusunda çok duyarlılık göstermiyorlar. Oysa kapitalizmin yıkım süreci hepimizin hikâyesi olduğu açıktır.

Su kanun tasarısının temel hedefinde, yakın gelecekte yaşanması muhtemel su kıtlığı gibi sorunlara karşı suyun kontrol altına alınarak ve tamamen metalaştırılıp ticari değeri yükseltilerek, Kapitalizmin birikim sürecinde sermayenin en önemli "yaşamsal" kaynağı olarak görülmesi ve bu bağlamda sermaye için korunması amaçlanmaktadır. İnsanların, doğada yaşayan binlerce tür bitki ve hayvanın yaşam hakkı kısıtlanmakta ve ticarete konu edilmek istenmektedir.

Sermaye doğayı dönüştürürken emek gücünü kullandığını göz ardı edemeyiz. Suyun metalaştırılma süreçlerine çekilmesi üretim sürecinde emeği de içermektedir. Doğa dönüşürken kendi bedenimizin de dönüşeceğini unutmamalıyız.

Üretim koşullarının metalaştırılmasını, örneğin eğitim, sağlık hizmetlerinin metalaştırılmasını bu süreçlerden ayrı düşünemeyiz.

Su havzalarının sermaye birikimine sokulması sürecine ve doğal varlıkların metalaştırılması sürecine karşı verilecek mücadele antikapitalist bir mücadeledir.

Saldırı tüm canlıların ortak alanlarınadır. Verilecek antikapitalist mücadele politik bir mücadeledir. Mücadeleyi sendikal –politik ve örgütlü bir yapıda yürütmeliyiz.

Mücadeleyi bölgelerde birlikte örmeliyiz ve sahiplenmeliyiz. Demokratik kitle örgütleri, emek örgütleri, siyasi örgütler, bilim insanları mücadeleyi içselleştirmeli ve destek vermelidir. Bu amacı geçekleştirecek yatay örgütlenmeyi tamamlamalıyız

Partilerle, sendikalarla ortaklaşmalıyız, vadilerde verilen mücadele ile dayanışmaları güçlendirmeliyiz. İşçilerle emekçilerle bu dayanışmayı güçlendirmeliyiz.

STHP bu mücadelede bugüne değin koruduğu antikapitalist, antiemperyalist ilkelerinden ödün vermeden yaşamını ve doğayı sermayeye karşı korumaya çalışanlarla dayanışmasını sürdürecektir. Yasallaştırmaya çalıştıkları gayrimeşru uygulamalarını deşifre etmeye, mücadele edenleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Dikili Belediye Başkanı 13 tona kadar her aileye ücretsiz su verdiği için yargılanmış ve beraat etmiştir. Ancak başka başka konularda kendisini karalama kampanyası sürdürülmekte ve hakkında tutuklama kararları çıkarılabilmektedir. Dersimde, Peri’de Munzur’da ve mücadelenin sürdüğü vadilerde HES’lere Termik’e madenlere vd. sermaye talanına karşı duranlar özellikle gençler sürekli gözaltına alınmakta ve örgüt kurmaktan ayrı ayrı yargılanmaktadır. Mücadele terör ile yaftalanmaktadır.

Karalamalara, terörle yaftalandırma çabalarına karşı dayanışmayı daha güçlü olarak sürdüreceğiz. Saldırı altında olan dostlarımıza, arkadaşlarımıza, yoldaşlarımıza sahip çıkacağız Bizi parça parça korku ve şiddet politikaları ile bölemeyecekler.

Mücadelede halkın gücünün her zaman önemli olduğunu biliyoruz STHP olarak ve bu çalıştaya katılan tüm kurum ve bireyler olarak inanıyoruz ki:

  • Su doğanın hakkıdır.
  • Su tüm canlıların hakkıdır.
  • Su, ekolojinin bütünlüğü ve yaşamın devamı için gereklidir. Bu nedenlerle suyun sermaye birikim sürecine sokulması GAYRİMEŞRUDUR!
  • Yaşamı ve yaşam alanları korumak için verilen halk mücadelesi aynı zamanda canlı ve cansız bütün varlıklar adına yapılan mücadele olduğu için MEŞRUDUR!
  • Ve ancak halk mücadelesi ile doğaya ve suya yapılan saldırılar durdurulacaktır.
  • Yasalar, sermayenin çıkarları doğrultusunda yapılandırılmaktadır. Sermayenin ve devletin doğayı sermaye birikimine sokma sürecini /saldırıyı durduracak olan yasalar değil halkın gücüdür, meşru mücadelesidir.
  • Karşı duruş politik mücadele ile olmaktadır- olacaktır.
  • Doğa için, yaşam için mücadele, mücadeleyi örgütlemek için çaba sarf etmek hepimizin görevidir.

15.12.2012

STHP
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu