Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları 
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası 
English Español
Güncelleme Tarihi:
30 Mart 2011
14 Mart 2011 Tarihli Gazetesi'nde yayınlanmış ve ŞULE YILDIRIM tarafından gerçekleştirilmiş söyleşi

Temiz hava için krediniz var mı?
Gaye Yılmaz

14 MART 2011, PAZARTESİ / ŞULE YILDIRIM

Geçtiğimiz haftalarda Derelerin Kardeşliği Platformu'nun Giresun'daki bir toplantısında Güven Eken'in çıkan bir tartışma üzerine, "Derenin suyunu şirketler, insanlarını da siyasi partiler yağmalamaya çalışıyor. İkisini de vermeyeceğiz. Bugüne kadar bu konularda ağzımı açmadım. ÖDP, TKP, EMEP bu vadilerdeki HES mağduru insanları siyasette ele geçirebilmek için plân ve projeler yapıyorlar. Platform kuruyorlar. Önemli bir platform da Derelerin Kardeşliği. Ele geçiriyorlar, bunların içinde dolaşıyorlar, vadi vadi geziyorlar. Bütün hikaye bu" demesi üzerine ortalık karıştı. HES'lere karşı mücadelede yaşanan bu bölünmede, kimi platformlar Doğa Derneği ve TEMA Vakfı gibi oluşumları şirketlerle işbirliği yapıyor şeklinde belgelerle ifşa ederken, karşı taraf da boş durmadı ve Eken'inki gibi ifadelerle halkın oyunu sol partilere yönlendirmekle suçladı. Peki gazetecilerin deyimiyle platformlar itişip kakışırken olan doğaya ve derelere mi oldu? Bunu konuyla yakından ilgili olan, büyük resmi görebilmek üzere kapısını çaldığımız Gaye Yılmaz'la konuştuk. Yılmaz, suyun ve doğal kaynakların dünyada ve Türkiye'de meta haline getirilmesi üzerine çalışmaları da olan bir öğretim üyesi.

'GERÇEK MUHALEFET YOK'

Derelerin korunması mücadelesi nerede sekteye uğradı sorun, ne sizce?

Suyun Ticarileşmesine Hayır Platformu sermayenin toplumsal muhalefeti içerme stratejisi bilgisine ulaşmıştı. Bunu platforma ilk taşıyan kişi de ben oldum. Henüz Türkiye Su Meclisi kurulmamıştı ama bir çağrı metni vardı. Yürütme kurulunu açıkladılar. İlk şüphelenişim manifesto metnindeydi… Okuğumda kaygı duydum. Aslında yereldeki toplumsal hareketin buna aldanmaması mümkün değildi. Tuzaklarla dolu stratejik bir metindi. İçinde muhalif olan cümleler de çoktu ama satır aralarında gerçekte muhalefetin olmadığını görüyorsunuz.

'ŞİRKETLER DESTEKLİYOR'

Peki neydi metindeki sorunlu bölgeler?

HES’lere karşı cümleler geçiyor ama ‘Biz suyla ilgili yasaların AB Su Çerçeve direktifine uygun şekilde değişmesini, bütünleşik havza yönetimini istiyoruz’ diyorlar. Aynısını Dünya Su Forumu ve Dünya Su Konseyi de bütün hükümetlerden talep ediyor. Bu havzanın çok geniş şekilde tanımlanıp bu alanların doğa talanına açık hale getirilmesidir. Artık okuyabiliyoruz konseyin bu cümlelerini… Bu işin öncüleri kim diye biraz derinlere gittiğimde, karşıma TEMA, Doğa Derneği, AB 3. Dünya ülkeleri LIFE (Çevre İçin Mali Araç) programı, AB Komisyonu, Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Su İşleri gibi yapılar çıktı. Doğa Derneği’nin destekçileri bunlar. Coca Cola, Motorola, Microsoft, Koç gibi şirketler Doğa Derneği’ni destekleyenler. TEMA’yı zaten biliyoruz. TEMA şirketlerin kendilerini kurduğunu kabul ediyor ama hiçbir işadamı bizi etkileyemez diyor. Oysa mütevelli heyeti bütün vakıfların en üst karar organıdır. O nedenle TEMA, bütünleşik havza yönetimini kararları içinden bir türlü çıkaramıyor. O nedenle "Çevre ve Orman Bakanlığı muhatabımız veya ortağımız değil olsa olsa karşıtımızdır, ona karşı bir mücadele yürütmeliyiz" diyemiyor. O nedenle AB’den aldığı fonları yerelde daha çok gençleri kullanarak projelendiriyor. Onların her biri de karbon ticareti üzerinden TEMA’ya çok büyük karbon kredisi gelmesini sağlıyor.

KARBON KREDİSİ NASIL KAZANILIR?

Karbon ticaretini anlatır mısınız? Her şey burada düğümleniyor gibi...

Karbon kredilerinin mekanizması BM’dedir. Sadece HES yapmakla kredi gelmez ama HES bunlardan biridir. Rüzgâr, güneş gibi bütün yenilenebilir enerjiler karbon kredisi kazandırır. “Temiz” olduğu iddia edilen bütün üretim biçimleri, ekoturizm denilen ekolojik turizmin ve ekolojik tarımın piyasalaşmış biçimi şirketlerin cebini karbon kredisiyle dolduruyor. Oysa markette herkesin organik ürüne ulaşabilmesi lazım değil mi? Yerel üretim biçimleri tasfiye olurken, en kırsal dediğimiz alan bile kapitalizmin içine çekiliyor. Bu firmalara hem ekolojik ürünü satarak kazanç getiriyor hem de bu üretim nedeniyle karbon kredisi kazanıyorlar ama bunun bedeli önemli benim için. Bunun bedeli ekoturizm doğayı katletmez diye bir şey yok. Kyoto Protokolü’ne göre sadece ekonomik vasıf kazandırılmış göller nehirler ve doğal varlıklar karbon kredisine hak kazanabiliyor. Siz Amazon ormanlarına sermayenin girişine izin vermezseniz o kadar zenginliğe sahip Amazon’un bir kuruşluk bile karbon kredisi hakkı olmuyor.

BORÇLU VE ALACAKLI ÜLKELER

Karbon ticaretinin mekanizması nasıl işliyor peki?

Şu anda dünya son derece tehlikeli bir sürece gidiyor. Bütün kaynaklar sonuna doğru yaklaşıyor. Bunun karşılığında bu sistemi kuran BM muazzam bir kazanç elde ediyor. Sistemi, Kyoto Protokolü’yle kurdu. Şu anda CDM (Clean Development Mechanism) diye bir mekanizma oluşturdular. Dünyadaki karbon salınımını bunun üzerinden ülkelere göre belirliyorlar. Borçlu ve alacaklı ülkeler var. Alacaklı ülkeler az gelişmişler, borçlu olanlar da çok karbon salanlar, en sanayileşmiş ülkeler. Alacaklı ülkeler borcu olanlardan karbon kredisi alacak ve bu krediyi ödemek yerine gelişmiş ülkeler bizim gibi ülkelere yenilenebilir enerji yatırımları yapacaklar. O sayede borçlarını azaltıyorlar ve borsalara 2007’de girmeye başlayan karbon ticaretinin hacmi şu anda 120 milyar dolar oldu. Türkiye’de şu an bütün borsaların çok ciddi karbon borsası kurma çabaları var. Temmuz ayında çıkan bir yönetmelikle Çevre Bakanlığı temiz enerji üretimi yapanları kayıt etmeye başladı. Dünyada bunu imzalamayan dört beş ülke kaldı. Bu iş neden doğal kaynaklara vahşice yansıdı? Çünkü aşırı bir sermaye birikimi var ve bu birikim bir yerlere kanalize edilemezse para sermayenin değersizleşmesi söz konusu. Bu yüzden paraya çevrilebilecek ne varsa kullanıyorlar.

'ORMANLAR ÖZELLEŞECEK'

Türkiye'de neler olacak peki?

Çok kısa süre içinde göreceksiniz şu anki ya da sonraki hükümet Türkiye’de ormanları özel sektöre devredecek. Şu an 2B yasaları bunun hazırlığı çünkü başka türlü karbon kredisine hak kazanılamıyor. Kirli enerji ve kirli üretim doğayı kirletir, yenilenebilir enerji ve temiz üretim doğayı geri dönüşsüz bir şekilde tüketir. Kirli enerjinin yerine yenilenebiliri tercih edemeyiz. Bütün kapitalistler güneş enerjsine yoğunlaşsaydı dünyada ekecek dikecek toprak kalmazdı çünkü her yer güneş panelleriyle kapanmış olurdu. Bu radikal bir düşünüş değil, güneş enerjisinin üretim maliyeti düşse görün tıpkı HES’ler gibi… Sayı daha da artacak. Çünkü rekabet orada… Taşkınları bahane etmesinler HES’ler için. Yıllarca nerelerdeydiler o zaman taşkınlar olurken?

TEMİZ HAVANIN TİCARETİ

Saf bir çevreci anlayış mı çözüm sizce?

BM raporlarına göre OECD ülkelerinde 1960 yılında tüketilen temiz suyun sadece yüzde 12’sini sanayi çekiyormuş. 2000 yılında bu rakam yüzde 59’a çıkmış. Benzerini enerji için düşünerek toplumların gerçekten muazzam miktarda enerjiye ihtiyacı var mı yok mu sorgulaması yapmalıyız. Çünkü biz hem kirleten hem yenilenebilir enerjiyi reddediyoruz. Saf çevreci bir yaklaşım içinde de değiliz. Toplumların ihtiyacı olduğu kadar baraj, toplumsal ihtiyacı giderecek kadar HES’e de karşı değiliz ama bu alanların ticarete açılması halinde ihtiyaçla sınırlı kalmayacağını, onu binlerce kat aşacağını bilecek kadar deneyimliyiz.

Karbon ticaretine dönersek dediğiniz bu temiz havanın ticaretidir...

Dünyada bundan önceki kredilerde hep para sermayenin kıtlaşması dolayısıyla kriz olurdu. İlk defa farklı bir kriz yaşıyoruz. O yüzden bize teğet geçti diyorlar. Bu muazzam para birikimi yatırıma dönüşmediğinde değersizleşiyor. Kendi kendini yiyen, hızla değersizleşen bir para. Geleneksel sektörlerde yatırıma dönüşürse kâr oranları düşüyor. Bunun tek çözümü rekabetin az olduğu ilk defa metalaşan alanlara yatırmak, bunun içinde ise sadece doğal kaynaklar yok, eğitimden sağlığa bütün kamusal hizmetler alanı var. Bu alanların sermayenin emrine tahsis edilmesi söz konusu. Karbon ticareti bildiğimiz temiz havanın ticaretidir. Atmosferde karbon oranı arttıkça temiz hava azaldıkça borsalardaki kredi fiyatları yükselir. Toplumlar bunu anlamasın diye teknik bir isim verilmiştir. Ormanların metalaşması karbon ticaretinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bütün devlet ormanları özelleşecek. O alanlara sermaye ve emek girecek. TEMA gibi Doğa Derneği gibi sistem yanlısı örgütler, ‘yerinden edilme sorunu sosyal çözüme kavuşturulsun’ derler, doğaları gereği herkes yerinde yaşayacak diyemezler.

GİZLİ STRATEJİ

Sermayenin doğanın talanına karşı muhalefeti şekillendirdiğini belirtiyorsunuz.

Evet, sermaye ülkede toplumsal muhalefet çizdiğim sınırlar içinde olacak diyor. Türkiye Su Meclisi Anadolu’da başlayan bütün toplumsal muhalefeti içermeye başladı hedefi gereği. Bir garabet var, suyla ilgili bütün konularda olması gerekmez mi bu meclisin? Göze batan yerlerde hemen uzlaşmaya hazır bir muhalefet var. Yereldeki mücadeleleri ılımlaştırmak istiyorlar. ‘Her şeye hayır olmaz HES’e karşı olalım ama ekoturizm tarım yapalım’ diye önermeler yapıyorlar. Gerçek bir muhalif önerme, kolektif üretime yönelik hiçbir önerileri yok… Asıl hedef DİSK, TMMOB, KESK, TTB… Bu yapıların da gizli stratejiden ne kadar haberi var acaba?

TEMA TEŞHİR EDİLMELİ

Karadeniz İsyandadır Platformu ilk ifşaatı yapmıştı TEMA'yla ilgili...

KİP bu işi başlatan oldu. Onlar da başta sermayeyle işbirliği kurmakta sakınca görmüyordu, onlarla birlikte eylem yaparız diyorlardı fakat Loç Vadisi’nde somut ORYA olayını yaşadılar. Sermayeyle işbirliği yapmayacaklarını deklare ettiler. Gecikmiş ama dürüst geliyor bana. TEMA’nın çok fazla daha teşhir edilmesi gereken yanları var. Bakanlıkların ve uluslararası kuruluşların da ifşa edilmesi lazım.