Ana Sayfa
Supolitik Oluşumunun
İlkeleri
Uluslararası Konferans
22-23 Mart 2008
"Kapitalizmin Kıskacında SU"
24 Mart 2008 İstanbul
Deklarasyonu
5. Dünya Su Forumuna
Karşı Hazırlık Toplantısı
8-9 Kasım 2008
8-9 Kasım Hazırlık
Toplantısı Deklarasyonu
15-22 Mart 2009 Suyun
Ticarileştirilmesine
Hayır Platformu
Genel Programı
Uluslararası İstanbul
Konferansından
Kim Kimdir
Bilgi Notları 
Makaleler
Basın Açıklamaları
İletişim
Site Haritası 
English Español
Güncelleme Tarihi:
20 Mart 2015
 

Dünya Su Gününüz Kutlu Olmasın!

Supolitik Çalışma Grubu

19 Mart 2015

Bilgi Notu  

Son bir haftadır Türkiye’nin pek çok ilinde Dünya Su Gününü görünür kılma ve uluslararası kabul görmüş olan bu günü kutlama amacıyla bir dizi etkinlik düzenleniyor.  Bu yılki “anmaların” özgünlüğünü anlamak ve genel olarak dünya su gününün su kaynaklarını metalaştıran su lobisiyle ilişkisini kurmak özellikle bu kutlamaların demokratik örgütler tarafından da yapılıyor olması bakımından önemli. 

Kısa geçmişine baktığımızda İlk kez 1992 yılında Birleşmiş Milletler’in (BM) Rio Konferansında kararlaştırılan Dünya Su Günü,  ilk kutlamanın yapıldığı 1993 yılından beri her yıl 22 Mart’ta bir dizi etkinlikle tekrarlanıyor. Burada bizim açımızdan daha ilginç olan konu ise, 1992 yılı BM-Rio Konferansının aynı zamanda suyun ilk defa “piyasada alımı satımı yapılabilecek bir meta” olarak tanımlandığı yer olmasıdır. Başka bir deyişle her dünya su gününde, su kaynaklarını sermaye sınıfının emrine tahsis edenlerin görmek isteyeceği bir hummalı hazırlık yapılmakta, üstelik kendini suyun ticarileştirilmesine karşı konumlandırmış organizasyonlar bile bu hummalı çalışmalara katılmaktadır. Oysa su kaynaklarının, eko-sistemin, doğanın bir bütün olarak korunmasını savunanların bu kutlamaların hiçbir yerinde yer almaması, egemenleri mutlu etmemesi gerekmektedir. Çünkü muhalif bir duruşun, doğanın metalaştırılması kararının alındığı günü değil olsa olsa doğanın ve insanlığın metalaşma kıskacından kurtarıldığı günü kutlaması gerekir.  Durum öylesine ironiktir ki, toplumsal muhalefetin algısında olumsuz bir yerde duran örneğin WWC-Dünya Su Konseyi, WWF-Dünya Su Forumu da en kritik etkinliklerini dünya su gününde düzenlemektedir. Buna karşın muhalif örgütlenmeler WWC ve WWF’yi protesto ederken onların kurucu yapısı olan, suyun metalaşması yönündeki ilk uluslararası kararın alındığı kurum ve bu anlamda dünya su lobisinin en üst temsilcisi durumunda olan BM’in dünya su gününü kutlamakta hiçbir sakınca görmemektedir.  

Su Lobisinin en üst organizasyonu olarak BM, her yıl dünya su gününde hangi temanın hangi araçlarla ele alınacağını önceden duyurmakta; tek tek ülkelerdeki organizasyonlar da bu kararların uygulayıcısı olarak programlanan etkinlikleri düzenlemektedir. Gerek dünya halklarına hangi tarihte, neyi, nasıl kutlayacaklarını söylemesi bakımından, gerekse bu kutlamalarda kullanılacak konu başlıkları ve araçları belirlemesi bakımından BM-Dünya Su Günü, gerçekte demokratik örgütlere, sınırlarını kendisinin çizdiği bir muhalefet hattını adeta dikte etmektedir. Dünya Su Günü’nü 1 Mayıs ya da 8 Mart gibi sınıf mücadeleleriyle kazanılmış günlerle karıştırmak son derece yanıltıcı bir hatadır. Çünkü Dünya Su Günü yalnızca halkları su kıtlığının tek çaresinin suyun metalaştırılması olduğuna inandırmak için egemenler tarafından tasarlanmış bir gündür. Bu tarz girişimler sayesinde BM, WB ve WWC suyun kıt bir kaynak olduğu ve bu nedenle ticarileştirilmek zorunda olduğuna dair tezlerine geniş bir toplumsal onayın verilmesini sağlamaktadırlar.

Water for Lie!

Su ve Yaşam mı? Yoksa Su ve Yalan mı?

Bu yılkı temasını Su ve Sürdürülebilir Kalkınma olarak belirleyen BM bu kez halklara filmler aracılığıyla ulaşmayı hedeflemektedir. Bu temayı Su ve Sermaye birikimi olarak okumakta yarar vardır. Türkiye de dahil olmak üzere pek çok ülkede “Yaşam için Su” (Water for Life) başlıklı uluslararası, ödüllü bir film festivali düzenlenmiştir. Amaç, bir BM jürisi tarafından belirlenmiş 8-10 tane su filminin olabildiğince çok kentte gösterime girmesini garanti altına almaktır. Bu filmlerin her birinde suyla bağlantılı farklı bir sorun ele alınmakta, ancak hemen hemen hepsinde çözüm önerileri ya su kaynaklarının “ucuza satıldığı”, ya “geleneksel tarımın terk edilmek zorunda olunduğu”, ya da “yenilenebilir enerjinin şart olduğu” gibi her biri metalaşmanın farklı bir durağına işaret eden sonuçlara varmaktadır.  Fakat bunlardan çok daha önemlisi, yerelliklerdeki Demokratik Kitle Örgütlerinin kendilerine önerilen bu filmlerle ilgili -çoğunlukla- hiçbir araştırma yapma gereği duymadan filmleri doğrudan halka sunmaları ve belki kendilerinin de bu filmleri ilk kez etkinlikler sırasında izliyor olmalarıdır.  

Türkiye özelinde, yereldeki demokratik örgütler kendilerine önerilen, film gösterimi gibi hem kendilerini bir anda cazibe merkezi yapabilecek hem de böyle bir hedefe hiçbir maliyete katlanmak gerekmeden ulaşmalarını sağlayabilecek bu teklife hiç düşünmeden sarılmaktadır. Buna karşın söz konusu filmlerden bazılarının arka planı tam anlamıyla kapkaranlıktır. Örneğin festival kapsamında gösterilen “A Thirsty World” / Susuz Bir Dünya adlı filmin yapımcısı Yann ARTHUS- BERTRAND’dır. Bu kişi GoodPlanet Foundation /Güzel Dünya Vakfı’nın kurucu başkanı, UNEP-Birleşmiş Milletler Çevre Programının “İyi Niyet Elçisi” ve aynı zamanda daimi üyesidir http://www.goodplanet.org/en/who-are-we/governance/board-of-directors/ . Bu film sadece Güzel Dünya Vakfı’ndan edinilebilmektedir http://www.goodplanet.org/en/video/a-thirsty-world/ . Söz konusu Vakfın bir diğer kurucusu ünlü Fransız Bankası BNP-Paribas’tır. Üçüncü kurucu ise İsviçre Bankası Lombard Odier Darier Hentsch & Cie dir. Vakfın bir önceki dönemdeki resmi üyeleri arasında Fransa İç İşleri Bakanı, Milli Eğitim Bakanı, Sürdürülebilir Kalkınma Yüksek Komiseri ve Ekoloji Bakanı da bulunmaktadır. Vakfın dışında olup uzmanlık desteği aldığı kurumlar arasında 2009 yılının Mart ayında İstanbul’da protestolara konu olan WWF/Dünya Su Forumu-Fransa da vardır! http://www.goodplanet.org/en/our-partners/founders/ Vakfın en büyük üç bağışçısından biri Fransız Suez Environment adı altında faaliyet gösteren su ve enerji şirketidir. http://www.goodplanet.org/en/our-partners/benefactors/ Suez-Çevre Grubu, Güzel Dünya Vakfının sitesinde şöyle demektedir:

“Su ve atık su yönetiminde dünya lideri olan Suez Çevre, milyonlarca insan ve sanayi şirketleri için su kaynaklarını daha yenilikçi çözümlerle koruma ihtiyacına cevap vermektedir. Suez Çevre’nin sürdürülebilir kalkınmaya katkılarından biri de GoodPlanet’in istisnasız bütün projelerini uzun vadeli olarak desteklemektir.”

Şimdi Suez Şirketine biraz daha yakından bakalım: WWC/Dünya Konseyi’nin en nüfuzlu üyeleri arasında Lyonnaise des eaux, Group Suez ve Suez Environment vardır. Bu bağlamda “A Thirsty World” filminin asli yapımcısının dünya su lobisinin en güçlü kurumu olan WWC-Dünya Su Konseyi olduğu tespitini yapmak abartılı olmayacaktır. Tekrar Suez’e dönecek olursak, Kuzey ve Güney Amerika kıtalarında doğayı en fazla tahrip eden şirket olarak nam salmış olan Şirket, Brezilya Amazon ormanlarında barajlı hidro elektrik santraliyle yerli nüfusun protestolarına konu olmaktadır. Baraj inşaatları yüzünden Suez Şirketi 2010 yılı Davos Dünya Ekonomik Forumu protestoları sırasında dünyada toplumsal ve ekolojik açıdan en sorumsuz şirket unvanını alarak birincilik sırasına yerleşmiştir http://amazonwatch.org/news/2010/0114-french-multinational-gdf-suez-criticized . Suez, 2014 yılında uluslararası doğa örgütleri tarafından düzenlenen Büyük Pinokyo Ödülleri yarışmasında da, hem çevre etiğinden bahsedip hem fosil yakıtlara muazzam yatırımlar yaptığı için en uzun burunlu ikinci şirket olarak ödüllendirilmiştir. Meksika’nın su şebekelerinin beşte birini ortağı Vivendi ile birlikte satın alıp, suyu Meksika halkına yüksek bedeller karşılığında satan da bu ikilidir, yani Suez ve Vivendi Şirketleri. Bir Fransız şirketi olmasına karşın Suez, ABD’de kent şebeke sularını ele geçiren en büyük ikinci şirkettir. Milwaukee ve Wisconsin eyaletlerinde kanalizasyon sularının taşmasından, Gloucester sularına kanalizasyon atıklarının karışmasından sorumlu olan da yine Suez’dir, çünkü belediye atık su hizmetlerini de Suez satın almıştır. http://www.foodispower.org/water-usage-privatization/   Benzer şekilde Filipinler’in başkenti Manila’da kent sularının Suez’e satılmasından 7 yıl sonra, su birim fiyatları yüzde 400 ila 700 oranında artmıştır. Şirketin su özelleştirme ihalelerini aldıktan sonra taahhütlerini yerine getirmemesi yüzünden kolera ve barsak enfeksiyonları yüzünden ölümler yaşanmış ve sadece Manila’nın tek bir mahallesinde hastaneye kaldırılanların sayısı 700’ü bulmuştur. Yine Bolivya’da Suez 200.000 insanı susuzluğa mahkûm etmiş ve evlere su tesisatı döşemek için halkı 335$ ila 445 $ arasında ödeme yapmaya zorlayınca isyanlar çıkmıştır. Kişi başına milli gelirin 1.000 $ altında olduğu Bolivya gibi yoksul bir ülkede bu derece yüksek bedelleri karşılamaya gücü yetecek kişi sayısı çok az olmasına rağmen Suez astronomik fiyat artışlarında ve pahalı tesisatlarda ısrarcı olmuştur. http://www.laborrights.org/in-the-news/14-worst-corporate-evildoers .

Enerji Bakanı Taner Yıldız, Japonya ile Fransa'nın Sinop'a yapacağı Türkiye'nin ikinci nükleer santralindeki konsorsiyumda yer alan Fransız GDF Suez'in Türkiye'de enerji sektörüne 7-8 milyar Euro yatırım planladığını 2013 yılında duyurmuştur. Türkiye'de bazı kömür yakıtlı termik santraller yatırımı da planlayan şirketin, aynı zamanda Türkiye'deki bazı özelleştirme süreçlerine de katıldığı yine Bakan tarafından açıklanmıştır. http://www.dunya.com/ekonomi/yatirim/gdf-suez-turkiyeye-yatirim-yapacak-208619h.htm Başka bir deyişle, Suez aslında Türkiye kamuoyu tarafından bilinmeyen bir şirket değildir.

Yukarıda hem Güzel Dünya Vakfından, hem bu vakfın baş finansörlerinden Fransız devi Suez’in farklı ülkelerde uyguladığı yıkıcı politikalarından örnekler paylaşılmıştır. Bu verilerden hareketle ve yine bu vakfın destekçilerinden olan WWF-Dünya Su Forumu ile Suez’in de üyesi olduğu WWC-Dünya Su Konseyi’nin suyun ticarileştirilmesindeki rollerinin çok iyi biliniyor olması dolayısıyla özelde “A Thirsty World” vb. filmlerin, genelde ise dünya su günü kutlamalarının toplumsal bilinci gerileteceğini öngörmek zor değildir. Gerek dünya su gününün kendisinin gerekse bu “özel” gün için önerilen araçların sermayenin mücadeleleri içerme stratejisinin parçası olduğu unutulmamalıdır.   

Su Politik Çalışma Grubu

Paylaş: