5. DÜNYA SU FORUMUNA KARŞI İSTANBUL BİLDİRGESİ
15-22 Mart 2009/ İstanbul
Bizler, 16-22 Mart tarihlerinde, İstanbul’da toplanan 5. Dünya Su Forumuna ve
onun Türkiye ve dünyadaki işbirlikçilerine karşı 15-22 Mart 2009 tarihleri
arasında miting, basın açıklamaları, su üzerine çeşitli çalıştaylar, geniş
katılımlı toplantılar ve düzenleyen Suyun Ticarileşmesine Hayır
Platformu olarak:
Nisan 2008’den bu yana toplumsal yarar temelinde sürdürdüğümüz Karşı
Forum çalışmalarımızda, halklara ve tüm canlı yaşama yönelik bir
saldırı olarak gördüğümüz suyun ticarileştirilmesine karşı suya sahip çıkmanın
ancak örgütlü bir mücadele ile mümkün olacağı görüşünden hareket ettiğimizi;
bu nedenle, toplumun en geniş kesimlerini bu mücadeleye dahil etme
zorunluluğunu önceliğimiz olarak kabul ettiğimizi;
sürecin başından başlayarak, bu mücadeleyi yalnızca 5. Dünya Su Forumuna
karşı hazırlıklar ya da karşı forum kapsamında düzenlenen etkinliklerden ibaret
görmediğimizi, mücadelemizin ormanlarımız, toprağımız, emeğimiz ve sularımız
özgürleşene kadar süreceğini öngörerek;
çalışmalarımız sonucunda ortaklaştığımız sorunları ve çözüm önerilerimizi
Türkiye ve dünyada suyun ticarileştirilmesine karşı mücadele eden bütün
örgütlere duyururuz.
1. Bizim karşıtlığımız, yalnızca Dünya Su Konseyi ya da Dünya Su Forumu ile
sınırlı değildir. Yalnızca suyu ticari bir mal (meta) olarak tanımlayan ilk
uluslar arası kurum olması ve kuruluşundan beri Dünya Su Konseyinin
sponsorluğunu üstlenmesi dolayısıyla Birleşmiş Milletleri, çözümün değil,
sorunun parçası olarak tanımladığımızı bütün dünyaya duyuruyoruz. Bizler,
Türkiye’den sendikalar, meslek örgütleri, devrimci yapılar, emekten yana siyasi
partileri, çevre ve kültür dernekleri olarak tek tek her biri BM çatısı altında
toplanan devletlerin “demokratik” davranmalarının mümkün olmadığını düşünüyoruz.
2. Dünya Su Konseyi, OECD ve Dünya Bankası gibi kapitalist sistemin
kurumlarının son dönemde “kamu-kamu ortaklığı” stratejisini öne çıkarıyor
olmaları da, bize göre halkların algısında suyun metalaştırılma sürecince
bulanıklık yaratma hedefinden öte bir şey ifade etmemektedir. Bu nedenle “kamu”
sözcüğü ile gizlenmeye çalışılan gerçek doğru irdelenmelidir. Yalnızca Türkiye
değil, dünyadaki pek çok örnekte de görüldüğü gibi su kaynakları ve su
hizmetleri bugün pekala “kamu” eliyle de ticarileşebilmektedir. Kaldı ki, suyun
piyasada alınıp satılabilen bir mal haline getirilmesi yönünde yapılacak yasal
düzenlemeler de devletler eliyle yürütülmektedir. Çok uluslu şirketlerin ve
Dünya Su Konseyinin de su kaynaklarının mülkiyetinin devlet kurumlarında kalması
gerektiğini tekrarladığı, ama suyun değerinin piyasada belirlenmesinin
kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunu ısrarla vurguladığı günümüz koşullarında
kamusal olanı savunmak, suyun metalaşmasının onaylanmasından başka bir şey
değildir. Üstelik temiz suyun hızla kirletildiği ve tüketildiği kapitalist düzen
bir yandan devam ediyor olacağı için, su dağıtımı ve kaynakları üzerindeki
mülkiyet devletlerde kalsa bile, su iletim ve dağıtımında yalnızca kamu
mülkiyetinin savunulması ile sınırlı talepler suyun doğal çevrimi ve eko-sistem
üzerindeki yıkım sürecinin hızlanmasının önünü kesemeyecektir. Bu stratejiyle,
su kaynaklarını dünya piyasalarında pazarlama konusunda deneyim kazanmış kamusal
su işletmelerinin, bu deneyimlerini diğer kamu suyu işletmeleri ile paylaşması
ve bütün devlet su kurumlarının dünya pazarında etkin birer ticari aktör haline
getirilmesi öngörülmektedir.
3. 17-18 Mart tarihlerinde düzenlediğimiz atölyelerde ortaya çıkan diğer bir
kaygı ise, suyun maliyet fiyatı karşılığında satılması vb., kapitalist sistemle
pazarlık etmeye odaklı önermelerin varlığıdır. Sorun, evrensel bir perspektiften
ele alındığında su kaynakları açısından zengin, yoksul ülke ve bölgelerin
varlığı herkes tarafından bilinmektedir. İnsan yerleşimleri ile su kaynakları
arasındaki mesafeler büyüdükçe sermaye yatırımlarının artacağı ve maliyetlerin
astronomik düzeylere yükseleceği veri olarak önümüzde dururken, su zengini ya da
gelişmiş ülkelerin halkları açısından bile kabul edilebilirliği şüpheli olan bu
tarz tezlerin su mücadelelerini geri bir noktaya iteceğini öngörmek mümkündür.
4. Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak bizler, Dünya Su
Konseyi’nce ısrarla vurgulanan “suyun değerinin piyasada belirlenmesi”
girişimini, yalnızca teknik bir ayrıntı olarak düşünülmesi yerine halklar ve
ekosistem üzerindeki yansımaları bakımından analiz edilmesi gerektiğini
düşünüyoruz. Tıpkı bütün diğer metalarda olduğu gibi, suyun değerinin piyasada
belirlenmesi için de ölçülebilir ve depolanabilir bir su arzının söz konusu
olması ve suyun çıkarımı ve iletimi süreçlerine sermaye ve emeğin dahil olması
gerekecektir. Bu, aynı zamanda, yer altı sularının aşırı miktarlarda çekilerek
yerüstünde biriktirilmesi, akarsuların üzerine sayısız baraj inşa edilerek
ekosistem dengesinin bozulması, su ve bağlantılı bütün üretim süreçlerinde
fiziksel emek sömürüsü artarken işsizleşme ve yoksullaşmanın daha çekilmez
boyutlara ulaşması ve dünyanın hızla çölleşmesi demektir. Temiz suyu giderek
daha da kıtlaştıracak olan bu süreç, sürekli artmak zorunda olan sermaye
yatırımları dolayısıyla su fiyatlarının astronomik boyutlara ulaşmasına yol
açacak ve çalışan sınıfların daha da yoksullaşması, suya erişimlerinin daha da
zorlaşması kaçınılmaz hale gelecektir.
5. Suyun bir piyasa malı haline getirilmesinin
zorunlu bir gereği ve kapitalist-emperyalist sistemde sömürü ve karların
büyütülmesinin bir aracı olarak, suyun doğal çevrimini, ekosistemin
bütünlüğünü, akarsuyun özgürce akmasının doğal yaşam ve tarımsal etkinlikler
için yaşamsal önemini ve canlıların suya ulaşımını temel almayan
barajların yapılmasının, sulama gereksiniminin karşılanmasına
sürdürülebilirliğine çözüm olmadığı gibi su yetersizliği ve su
kalitesinin bozulmasını çok daha arttırdığı da açıktır.
6. “Suya erişimi olmayan kesimlerin suya kavuşturulması” hedefini ileri
sürerek suyun metalaşması hedefine meşruiyet kazandırmaya çalışan, Dünya Su
Konseyi ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların söylemine karşın, suyun bir
piyasa malı haline getirilmesinin dünyada suya erişimi olmayan 1 milyarı aşkın
insanın derdine çözüm olamayacağı ortadadır. Çünkü suya erişimi olmayanlar,
gerçekte, gıda satın alma gücünden bile yoksun olan en yoksul kesimlerdir.
Emekçi halkların en alt katmanını oluşturan bu grubun suyun metalaşması
sonrasında da bu kez parası olmadığı için suya erişemeyeceğini öngörmek yanlış
olmayacaktır. Bu nedenle, bizler, dünya halklarını suya kavuşturma bahanesini
kullanarak suyun metalaşmasını savunanların gerçek dışı bu hikayelerinin her
ortamda teşhir edilmesini vazgeçilemez, ertelenemez görevlerimiz olduğunu
düşünüyoruz.
7. Dünya Su Forumu ve Forumun sponsor kuruluşları tarafından temiz su
kaynaklarının giderek kıtlaşmasında en fazla mahkum edilen alan, geleneksel
yöntemlerle yapılan tarım üretimi; önerilen çözüm ise endüstriyel tarıma
geçiştir. Endüstriyel tarımın “yeşil devrim” süreciyle yayılması açlığı tam
anlamıyla giderememiş ve bir takım çevresel sorunlara yol açmıştır. Tarımda
verimi ve gıda kalitesini arttırmak ve daha sağlıklı bir çevre oluşturmak
amacıyla doğayla dost tarım modelleri tercih edilmelidir.
8. Suyun, tıpkı Filistin’de olduğu gibi dünyada giderek stratejik bir silah
gibi kullanılmaya başlandığı görülmektedir. Oysa, sınır aşan sular, ancak,
sınırın iki yanındaki halkların işbirliği ve dayanışmasıyla doğru yönetilebilir.
Böylesi yörelerde uluslar arası kurumların suyun yönetilmesine katılması ancak
ve ancak ticarileştirmenin ve emperyalist hegemonyanın aracı olabilir.
9. Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak bizler, suyun sadece
insanlar için değil diğer canlılar için de ihtiyaç olduğunu, suyun doğanın bir
bileşeni olarak canlı ve cansız sistemin koruyucusu olduğunu da biliyor,
kendisinin de doğanın bir bileşeni olarak canlı olduğunu biliyor; yaşamın
ayrılmaz bir parçası olarak ticarileştirilmesini kabul etmiyoruz
Yukarıdaki tespitlerimiz ışığında, dünyada giderek artan temiz su kıtlığının
aşılması ve suyun metalaşmasının önüne geçilmesi için Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu olarak kısa
dönemde mücadelenin odaklanması gereken hedeflerimiz
şunlardır:
-
Yapılacak her çeşit su yapılaşmasının gereklilik ve yararlarının açık olarak
tartışılması, etkilenecek halk kesimlerinin görüşünün çoğunluk görüşü olarak
alınması, çevresel, kültürel ve toplumsal etki değerlendirmelerinin yapılması,
su yapılaşmalarının kapitalist yapı ve finans sektörünün çıkarlarına göre değil
tüm canlı yaşamın ve doğanın sürdürülebilirliği temelinde projelendirilmesi ve
yer seçimlerinin bu kriterlere göre belirlenmesi,
-
Suya erişimi olmayanların suya kavuşturulması ve evsel suyun parasız olarak
sağlanması için suyun meta üretimi yapan firmalara piyasa fiyatıyla satılması
ancak sanayinin kendi arıtma tesisini kurarak üretimlerinde ihtiyaç duydukları
suyun en az yarısını arıtılmış suyla karşılamaları
-
Tarımsal sulamada, geçimlik tarım üretimi yapanlara suyun parasız temin
edilmesi
-
Tarımsal üretimde verimliliğin insan sağlığına katkısının ön planda tutulacak
şekilde yeniden değerlendirilmesi,
-
Tarımda büyük toprak sahipliğinin, kapitalist tarımın aşılması, su ve toprağı
koruyacak yenileştirilmiş geleneksel tekniklerin
geliştirilmesi,
-
Su havzaları üzerindeki kapitalist baskıların (yapılaşma ve rant) tamamen
kaldırılması ve böylece su kıtlığı ve verimlilik arttırma baskılarının
önlenmesi,
-
Su havzalarının kısa, orta, uzun mesafe koruma bölgelerine göre değil
tamamının koşulsuz korunması ve denetiminin yerel halk tarafından kurulan
komitelerle yapılması,
-
Su havzalarında maden arama izinlerini öngören yasaların ve verilen izinlerin
iptal edilmesi,
-
Sanayinin yeraltından ve yüzeysel sulardan kaçak su çekmesinin engellenmesi
ve kullandıkları suyu arıtarak tekrar kullanıma sokmalarının denetlenmesi, fosil
akiferlerden su kullanımına izin verilmemesi,
-
“Sürdürülebilir kalkınma” stratejileri ile değil “doğal dengenin
sürdürülebilirliği” ne göre sulak sistemlerin, havzaların
korunması,
-
Mera ve orman alanlarının korunması ve geliştirilmesi,
-
Tarımsal faaliyetlerle, sanayi ve evsel atıklarla su havzalarının
kirletilmesinin önlenmesi,
-
Biyoçeşitliliği tehdit eden genetiği değiştirilmiş tohumlarla üretimin
ülkemizde ve tüm dünyada yasaklanması,
-
Şirketlerin coğrafi koşullar gözetilmeksizin geliştirdiği hibrit tohumlar
yerine bulunduğu coğrafyaya daha iyi adapte olmuş, daha az su ve besin maddesi
tüketen yerel çeşitlere ağırlık verilmesi,
-
Baraj yapımı ve Hidroelektrik santral (HES) ile akarsulara müdahalelerin ile
tarihi, kültürel ve doğal dokuların yok edilmesini hedefleyen, göçlere zorlayan
her türlü girişime müdahale edilmesi,
-
Enerji üretiminde fosil yakıtlara dayalı uygulamalara son verilip, rüzgar ve
güneş başta olmak üzere yenilenebilir enerji üretimine
geçilmesi,
-
Enerji üretiminin uzak mesafelerden yapılması yerine olabildiğince
gereksinilen yörelerde yapılması, kapitalist üretimin enerji gereksinimindeki
artışa göre değil kaynakların yenilenebilirliğine göre planlama
yapılması,
-
Yerel düzeyde su paylaşımına ilişkin muhtemel politika ve senaryoların
yakından izlenmesi,
-
Su ile ilgili yasaların oluşum sürecine halkın müdahale etmesinin
sağlanması,
-
Gerek İtalya ve Hindistan’da gerekse Türkiye’de Su şirketlerine kendi özel
güvenlik örgütlerini kurma izni veren yasal düzenlemelerin derhal iptal edilmesi
için girişimlerin başlatılması,
-
Su ve toprak yönetiminde üretenlerin söz sahibi olduğu politikaların
uygulanması,
-
Su hizmetleri ve bağlantılı işlerde çalışanların tam güvenceyle, özgürce,
insana yakışır ücretlerle çalışabileceği çalışma ortamlarının
yaratılması
-
Emek örgütlerinin mücadeleyi içselleştirmesi için stratejilerin
geliştirilmesi, güçlü bir toplumsal muhalefetin yaratılması,
-
Herkesin içilebilir ve temiz suya erişiminin eşit ve parasız olarak
sağlanması
-
Herhangi bir ülkede su kaynaklarının verimliliğinin artması komşu ülke
halkları ve çalışan kesimlerinin suya erişimini kısıtlayacağı ve dolayısıyla
ücretlerinin satın alma gücünü azaltacağı için “verimlilik arttırma” çabaları
karşısında komşu ülkelerin emekçileriyle ortak örgütlenmeye
gidilmesi
-
Şirket ya da devletlerin su politika ve uygulamalarının tüm dünyaya
duyurulması ve aynı tip uygulamaya maruz kalan ülke, bölge ve yörelerin mücadele
deneyimlerinin aktarılmasının çok önemli olduğu ulusal ve uluslar arası iletişim
kanallarının acilen yaratılması gerekliliği konusunda
ortaklaşılması
-
Uluslararası mücadelelerin izlenmesi, suyun
ticarileştirilmesi süreçlerinde saldırılara karşı
üretilen yerel direnişleri, mücadele deneyimlerini birbiriyle paylaşan, bunları
ortak zeminlerde bütünlüklü bir direnişe dönüştürebilen, uluslar arası bilgi
paylaşımı ile dünya halklarının ortak hareket etmesinin
sağlanması,
-
Su mücadelesinde taleplerin dünya ölçeğinde ortaklaştırılmasında dünyada en
zor koşulda yaşayan yerel toplulukların çıkarlarından hareket edilmesi ve
onların taleplerinin dünya talebi haline getirilmesi,
-
Dünya ölçeğinde örgütlenme/dayanışma ağları oluşturulurken yerel tarihsel ve
kültürel tüm farklıkların göz önüne alınması
-
Dünya Bankası başta olmak üzere uluslar arası kredi kurumları ile
hükümetlerin yaptıkları kredi anlaşmalarından suyun ticarileştirilmesi ve
özelleştirilmesinin derhal çıkarılması ve bir daha önerilememesi için dünya
halklarının ortak bir tavır alması konusunda girişimlerin
başlatılması,
-
Sanatçıların da başta su hakkı demokrasi ve haktan, emekten yana ürünler
yaratması, yayınlaması, gösterime sunması, örgütlü mücadeleye kendi
çalışmalarıyla katkı vermesi
Uzun dönemde:
Ortak görüşlerimizin yaşama geçmesi konusundaki kararlılığımız “Suyun
Ticarileştirilmesine Hayır Platformu”nun programlı
örgütlü mücadelesine güç verecektir.
Bizler hiçbir ekonomik değerin insanın kültürel ve tarihi geçmişinden, doğal
dengenin ve canlı yaşamın en küçük parçasından daha değerli olamayacağını
düşünmekteyiz.
Su yaşamın kendisidir. Suyun ticarileştirilmesi sadece insanlar için değil
tüm doğa ve diğer canlılar için de kabul edilemez.
Suyun kendisini kullanım değeri olarak talep etmek ve suyun sadece kullanım
değerlerinin üretiminde kullanılabileceğini savunuyoruz.
Bilim ve teknolojideki gelişmelerin insanlık yararına kullanıldığı, sömürüsüz
ve özgür bir dünya talebimizi ete kemiğe büründürüyoruz.
Kısaca, Toprağımızın, ekmeğimizin, emeğimizin ve SUYUMUZUN kullanım değerine
sahip çıkıyoruz bunun anlamı bütün üretimin yalnızca toplum yararına odaklanması
demektir.
Dünya Su Konseyinin ve onların işbirlikçilerinin Türkiye’de suların
ticarileştirilmesi için planladıkları oyunlara ve 5. Dünya Su Forumu’nun
hedeflerine karşı halkın birlikte mücadele edeceğini bir kez daha duyuruyoruz.
SUYUN TİCARİLEŞTİRİLMESİNE HAYIR PLATFORMU