Bizler; kuzeyden güneye doğudan batıya bu ülkenin dört bir yanında yaşam alanlarını, doğayı, suyu savunanlar, yörelerinden mücadelelerden gelenler 7-8 Ocak 2012 tarihinde İstanbul’da buluştuk.
Suyun Ticarileştirilmesine Hayır Platformu’nun düzenlediği
Mücadeleler Birleşiyor Forumumuz, buluşmamıza gelemeyen ama vadisinde, dere başında, kırda-kentte mücadele edenlere yolladığımız direniş selamı ve 31 Mayıs 2011’de AKP’nin emriyle derelerini savunan Hopa halkına yönelen saldırıda öldürülen Metin Lokumcu’ya saygıyla başladı. Hep birlikte Uludere’de, ismine iktidar sahiplerince kaza dense de üzeri asla örtülemeyecek katliamda üzerlerine yağdırılan bombalarla yaşamını yitiren 35 insanımızı andık.
Bir kez daha ilan ediyoruz insana ve doğaya karşı işlenen suçları affetmeyeceğiz.
Bizler; Karadeniz’den, Hopa’dan, Fındıklı’dan, Gerze’den, Tonya’dan, Yeşilırmak Havzasından, Solaklı Karaçam-Köknardan, Ordu’dan, Loç’dan, Senoz’dan, Amasya Taşova’dan, Trakya Ergene’den, Çorlu’dan, Dersim’den, Peri Vadisinden, Antalya’dan; Fethiye’den Saklıkent’den, Manavgat’tan, Samandağ'ından, Erzurum Tortum’dan, Ege’den, Kazdağılarından, Turgutlu’dan, Akkuyu’dan, Çanakkale’den İstanbul’un yoksul mahallelerinden gelen direnişçiler, halk örgütleri, demokratik kitle örgütleri, emek ve meslek örgütleri, siyasi parti ve yapılar, bilim insanları iki gün boyunca deneyimlerimizi paylaştık. Tüm direnenler olarak bir kez daha saldırıların ve yaşadıklarımızın ortak olduğunu gördük.
Doğal varlıklar; su, hava, toprak, ormanlar, havzalar, meralar, biyoçeşitlilik sermayenin metalaştırma saldırısına açık hale getirilerek sermaye birikiminin hizmetine sunuluyor. Doğa, kapitalistlerce geri dönülmez biçimde tahrip ediliyor. HES’lerle, Rüzgar Santralleri ve Güneş Tarlalarıyla, Termik Santrallerle, Nükleer Santrallerle, ‘yüksek gerilim’ hatları ile, yer altı ve üstü su varlıklarını ticarileştirerek, taş ocaklarıyla, çimento fabrikalarıyla, zehir saçan madencilikle, 3. Köprü, Kuzey Marmara Yolu ve kentsel ve kırsal dönüşüm gibi rant projeleriyle, tehlikeli atık tesisleriyle, GDO’lu tohum ve ürünlerle doğayı, yaşam alanlarını yok etmeye, kirletmeye, metalaştırmaya, yaşamımıza kastetmeye, emeğimizi sömürmeye, haklarımızı gaspetmeye çalışanlar; kapitalist sistemin yarattığı yoksulluğumuzu, işsizliğimizi kullanarak bizi kendi ölümümüze ikna etmeye çalışıyorlar.
Halka ve doğaya karşı sermayenin yanında yer alan devlet, mülki amirleriyle, kolluk güçleriyle, şirketler özel güvenlik güçleriyle, Yaşamı ve yaşam alanlarını korumaya çalışan, direnen halka karşı şiddet uyguluyor, saldırıyor ve sindirmeye çalışıyorlar.
Daha önceki yıllarda olduğu gibi son bir yıl içinde de Hopa’da, Solaklı’da, Tortum’da, Gerze’de, Peri Vadisi’nde halkın üzerine gaz bombaları, panzerler, coplar ve kurşunlarla saldırmaktan çekinmediler. Bu saldırılarda Metin Lokumcu’yu yitirdik, ülkenin dört bir yanında yüzlerce direnişçi suyunu ve doğasını savunurken yaralandı, gözaltına alındı, haklarında soruşturma açıldı, para cezaları verildi, mahkemeler açıldı; suyuna-doğasına-yaşam hakkına sahip çıktığı için onlarca insan tutuklandı ve aylarca cezaevlerinde tutuldu.
AKP iktidarının; yapısal dönüşümler, yasal düzenlemeler, kanun hükmünde kararnamelerle sermayenin doğayı talan etmesinin önündeki tüm engelleri kaldırmaya çalıştığını, bu nedenle, halkın hukukunu direnişin içinde kurmamız gerektiğini ve bu saldırıların ancak bu yolla engellenebileceğini biliyoruz.